23 Eylül 2017 Cumartesi

Türkiyeyi Bir Ayda Bin Yıl Gibi Yaşamak!

1795 defa okundu

                

 

 

 

Mélissa Loukieh   Beyrut/Lübnan

Türkiye'yi bir ayda bin yıl gibi yaşamak!

Her şey Beyrut'ta başladı, Türkçe öğrenmeye karar verdiğim günde... O anda bu günlere gelmeyi hiç düşünmemiştim çünkü Türklerle daha rahat konuşabilirim ve Türkiye'yi daha iyi anlayabilirim ve yaşayabilirim artık. Bu durum hakikaten bana gerçek mutluluğu veriyor.

Yaklaşık üç yıl önce, ilk bakışta bu ülkeye gelip âşık oldum. Birkaç şehri gördüm: Mersin, Adana, Kapadokya, Bursa ve İstanbul. Her kent özel bir hikâye anlatmış bana çünkü her mekânın kendine has bir özelliği var, ama aynı zamanda onların arasında ortak bir duygu var... Bu da insanların güzel kalpleri ve sıcakkanlılığı.

Her mekânda bir hâtıram var ve her yere kendimden bir parça bıraktım. Bu sevdaya birçok şey sebep oldu.

Türkiye'de ilk tatilimden sonra bu ülke hakkında araştırma yapmaya başladım, kitap okudum, internete girdim ve Türkçe öğrenmeye karar vermiştim. İlk önce biraz zor geldi bana ve hatta vazgeçmek isteyen arkadaşlarım oldu ama zamanla alıştım ve geri dönmeyi hiç düşünmedim, hem Türkiye için hem de kendim için. Bu dil, hayatıma güzel renkler kattı ve yüzümde güller açtı çünkü sevdiğim yere daha yakın oldum ve yavaş yavaş şiir okumaktan zevk almaya başlamıştım.

Bugün Isparta'dayım ve bundan daha büyük bir mutluluk duyamam. Farklı ülkelerden gelen arkadaşlarımla güzel ve küçük bir yurtta kalıyoruz, Süleyman Demirel Üniversitesi'nin kampüsünde. Arkadaşlarım farklı ülkelerden geliyorlar, mesela Ürdün, Filistin, Almanya, Arnavutluk vb. Burada herşey çok güzel gidiyor. Şehri geziyoruz, insanlarla sohbet ediyoruz, güzel yemekler yiyoruz, Türkiye'nin kültürünü daha yakından tanıyoruz ve geleneksel el sanatlarını da öğrendik.

İstanbul'u seven bir insan olarak, Isparta'ya gelmeyi tercih etmemiştim ama bugün iyi ki geldim diyebilirim. Hocalarımız bizi hiç bırakmadı, bizi mutlu etmek için herşeyi yaptı ve vaktinden çok zaman ayırdılar. Bizi büyüleyici yerlere ve harika şehirlere götürdüler: Eğirdir, Aksu, Burdur, Denizli, Pamukkale ve Antalya. Benim için diğer şehirleri görmek çok önemli, çünkü bu ülke kelimenin tam anlamıyla bir hazine.

Birkaç gün sonra, ülkemize geri döneceğiz. Ama bu sefer herşey farklı olacak. Kalbim Türkiye'yle daha dolu oldu artık ve onun güzel manzaralarını getireceğim evime ve bu manzaralar evimi mutlaka süsleyecek. Türkiye benim için sadece bir sevgili değil. Türkiye benim ikinci evim oldu ve bunun için Yunus Emre Kültür Merkezine ve Türk Halkına bütün kalbimle her şey için çok teşekkür ediyorum.